|
BİTKİ BÜYÜMESİNDE HORMONLARIN ETKİSİ
Oksinin fizyolojik etkileri aşağıda belirtildiği şekilde özetlenebilir.
• Sürgün ucunda üretildikten sonra daha aşağıya doğru taşınır ve hücre uzama bölgesinde hücrelerin büyümesini uyarır.
• Sürgün uçlarının yerçekiminin ters yönüne doğru büyümesi (gravitropizma) ve ışığa doğru büyümesi (fototropizma) olaylarından sorumludur.
• Apikal dominansiye neden olur. Apikal dominansi, tepe tomurcuğunun yanal tomurcukların gelişimini sınırlaması yeteneğidir. Meyve üreticileri tepe tomurcuğunu uzaklaştırarak bitkilere daha kısa boylu, çalımsı ve sık dallı bir görünüm kazandırabilirler.
• Dal çeliği üzerinde kök oluşumuna neden olur. Ayrıca köklerin dallanmasında da görev yapar.
• Meyve gelişmesini uyarır.
• Yaprak dökümünü engeller.
• İletim dokusunun farklılaşmasını uyarır.
• Sekonder meristemleri uyarıcı etki yapar.
• Doku kültüründen yeni bitkilerin oluşmasında önemli rol oynar.
• Sentetik olarak üretilen bazı çeşitleri çimenliklerde geniş yapraklı yabani otları öldürmek için kullanılır.
Sitokininler
Sitokininler, nükleik asitlerle ATP'nin yapısında bulunan adenin bileşiğinin değişime uğramış bir formudur. Sitokininlerr, köklerde üretilir ve ksilem yoluyla hedef hücrelere taşınır.
Sitokininlerin en önemli fizyolojik etkileri aşağıda özet halinde verilmiştir.
• Sürgün ve kök meristemlerinde hücre bölünmesini uyarır.
• Apikal dominansi değiştirir ve yanal tomurcuk büyümesini hızlandırır. (Yanal tomurcuk engellenmesinin kontrolünde, oksinin sitokine oranı önemlidir.)
• Yaprakların yaşlanmasını geciktirici bir etkiye sahiptir (Çiçekçiler, kesilmiş çiçeklerin tazeliğini korumak için sitokinin spreyleri kullanırlar).
• Sitokininin oksine oranı bitki doku kültüründe hücre farklılaşmasını kontrol eder.
• Hücre döngüsünün düzenlenmesinde görev yapar.
• Kloroplast gelişimini artırır.
• Bitki kökleriyle bazı bakteri ve mantarlar arasındaki ortaklığın kurulmasında rol oynar.
Giberellinler
Oldukça büyük bir grup olan giberellinler kimyasal yapılarıyla tanımlanırlar. Sayıları 125'in üzerindedir. Deneysel çalışmalarda en sık kullanılan giberellin, giberellik asittir. Giberellin; apikal tomurcuklar, kökler, genç yapraklar ve bitki embriyolarında üretilir.
Giberellinlerin en belirgin fizyolojik etkileri aşağıda özet halinde verilmiştir.
• Gövdelerde hücre bölünmesini ve hücre uzamasını uyarırlar. Yapraklarda büyümeyi teşvik ederler.
• Tohum çimlenmesini uyarırlar. Tohumlarda depo besinlerin hidrolizini sağlayan a - amilaz gibi enzimlerin sentezini teşvik ederler.
• Tozlaşmayı takiben meyve gelişmesinin başlamasına (meyve bağlanmasına) ve bazı meyvelerin büyümesine ne¬den olurlar.
• Kök büyümesi ve farklılaşmasına etki ederler.
• Çiçeklerde eşeyin belirlenmesini etkilerler. (Eşey belirlenmesi genetik olarak düzenlenir, ama çevresel faktörlerden
de etkilenir. Bu çevresel etkiler, giberellin ile düzenlenebilmektedir.)
• Bazı bitkilerde çiçeklenmeyi uyarırlar.
Etilen
Etilen, gaz formunda bir hormondur. Yüksek bitkilerin hemen hemen tüm organları etilen üretmekle beraber, en faz¬la etileni yaşlı dokular, olgunlaşan meyveler ve gövdelerin nodyumları üretir.
Etilenin en önemli fizyolojik etkileri aşağıda belirtildiği şekilde özetlenebilir.
• Meyvelerin olgunlaşmasını artırır.
• Yaprak dökümünü kontrol eder.
• Yaprakların ve çiçeklerin yaşlanmasında etkilidir.
• "Üçlü tepki" adını alan uyarıcı etkisiyle fidelerin toprağı yarıp çıkmasına yardım eder. (Üçlü tepki; gövde uzamasının yavaşlaması, gövdenin kalınlaşarak daha kuvvetli hale gelmesi ve gövdenin yatay olarak büyümesi olaylarını kap¬sar.)
• Bitkilerin patojen saldırıyı algılamasına ve tepki göstermesine neden olur.
• Tohum çimlenmesini etkiler.
Absisik Asit
Absisik asit (ABA); oksin, sitokinin ve giberellin gibi büyümeyi uyarıcı hormonların tersine genellikle büyümeyi ya¬vaşlatır. Yapraklar, gövdeler, kökler ve yeşil meyveler absisik asidin üretildiği yerlerdir.
Absisik asidin en önemli fizyolojik etkileri aşağıda özet halinde verilmiştir.
• Tohum ve tomurcuklarda dormansiyi (uyku halini) artırır. Uygun olmayan büyüme koşullarında erken tohum çimlen¬mesini engeller.
• Ani olarak ortaya çıkan su stresine karşı bitkilerin tepki göstermesine neden olur (Bir bitki solmaya başlayınca yap¬raklarda birikerek stomaların kapanmasını sağlar ve böylece terleme azalmış olur).
E. Bitkilerde Görülen Hareketler
Bitkiler toprağa bağlı olarak yaşayan canlılar oldukları için, hayvanlar gibi yer değiştirme haraketi yapamaz. An¬cak çevreden gelen uyaranlara karşı çeşitli tepkiler oluş¬turabilirler. Bitkilerde gözlenen hareketler, tropizma ve nasti olmak üzere iki grupta incelenir.
1. Tropizma Hareketleri
Bitkilerde çevreden gelen uyaranın yönüne bağlı olarak gerçekleşen tepki davranışlarıdır. Tropizma hareketleri,
bitkilerin sadece büyüyen ve uzayan kısımlarında mey¬dana gelir. Bitkinin hareketi uyarana doğru ise pozitif zıt
yönde ise negatif tropizma olarak adlandırılır. Başlıca tropizma hareketleri şunlardır:
Fototropizma: Bitkilerde ışık uyaranına karşı gösterilen yönelme hareketidir. Örneğin pencere önüne konan bir bitkinin güneşe doğ¬ru yönelmesi pozitif fototropizmadır.
Oksin hormonu ışık alan tarafta az, ışık almayan tarafta daha faz¬la bulunur. Bu nedenle ışık almayan taraftaki hücreler daha fazla çoğalır. Bu da bitki gövdesinin güneşe doğru yönelmesini sağlar.
İçinde su bulunan bir cam kapta yetiştirilen bitkinin gövdesi gü¬neş ışığına doğru yönelirken (pozitif fototropizma),kökleri gü¬neş ışığının tersine ( negatif fototropizma) yönelir.
Geotropizma: Bitkinin yer çekimine karşı gösterdiği yöne¬lim hareketine geotropizma denir. Bitkilerin kökleri yer çeki¬mine karşı pozitif (+) geotropizma hareketi, gövdeleri ise negatif (-) geotropizma hareketi gösterir.
Haptotropizma: Bitkilerin dokunmaya karşı gösterdiği tepkilere haptotropizma denir. Özellikle sarılıcı bitkiler, destek dokusu zayıf olduğu için dik duramaz ve destek arar. Örneğin sarmaşıkların des¬teğe temas ettiğinde sarılması pozitif haptotropizmadır.
Travmatropizma: Bitkinin farklı kısımlarının yaralanma nedeniyle gösterdikleri yönelme hareketlerine denir.
Örneğin kök yaralanırsa, yaralanan bölgeden bir hormon salgılanır ve bu hormonun etkisiyle kök yaralanan kısmın ters tarafına doğru büyür . Yaralanan bölge yıkandığında hormon kay¬bolacağı için, tropizma hareketi görülmez.
Hidrotropizma: Bitki köklerinin, suya doğru yönelim göstermesi hidrotropizma şeklindeki yönelim hareketine örnek verilebilir.
Kemotropizma: Bitki köklerinin, toprakta bulunan çeşitli kimyasal maddelere karşı gösterdiği tropizma hareketlerine kemotropizma denir.
Bitkinin kökleri, gübre ve besin maddelerine karşı pozitif (+), tuza kar¬şı ise negatif (-) kemotropizma gösterir. Bitkilerin üreme sırasında, po¬len tüpünün embriyo kesesine doğru ilerlemesi bir poizitif kemotropiz¬ma hareketidir.
2. Nasti Hareketleri
Bitkilerde uyaranın yönüne bağlı olmaksızın gerçekleşen hareketlere nasti denir. Nasti hareketleri turgor basıncındaki değişmelerle sağlanır.
Nasti hareketlerinde, uyartı hangi yönden gelirse gelsin bitki bütün kısımları ile uyarana tepki gösterir. Nasti hareketlerine neden olan uyaranlar ısı, ışık ve sarsılma gibi dış çevre faktörleridir.
Fotonasti: Bazı bitkilerin çiçeklerinin ortamın ışık şidde¬tine göre açılıp kapanmasına, denir. Akşamsefasının çiçeklerinin gündüz ışığa bağlı olarak kapanıp, ka¬ranlıkta açılması fotonastiye örnektir.
Termonasti: Sıcaklık değişmelerinin sebep olduğu nasti hareketlerine denir. Henüz tam açılmamış
olan bir lale, bulunduğu ortamdan 10-15°C daha sıcak bir ortama konulursa birkaç dakika içinde çiçek tam açılır. Eğer aynı lale tekrar önceki ortamına alınırsa, düşük sı¬caklığın etkisiyle lalenin taç yaprakları kapanır.
Sismonasti: Bitkilerde dokunma ile meydana gelen ve turgor basıncının değişimleri sonucu ortaya çıkan hare¬ketlerdir. Küstüm otunun yapraklarının kapanması, bu çe¬şit hareketlere örnektir.
Böcekçil bitki yapraklarının, böceğin yaprağa dokunmasıyla, bir kapan şeklinde kapanması da, sismonasti şeklindeki bitkisel hareketlerdendir. Bu sayede yakalanan böcek, dışarıya salgılanan enzimlerle sindirilir ve yapısındaki amino asitler alınır.
FOTOPERİYODİZM
Bitkilerin gün uzunluğuna bağlı olarak gelişim göstermesi olayı fotoperyodizm olarak adlandırılır. Bitkilerin gelişim gösterdikleri evreye de fotoperivot denir.
Fotoperiyot, bitkilerde büyüme, gelişme, çiçeklenme, yaprakların dö¬külmesi ve durgunluk döneminin başlaması gibi fizyolojik olayları etki¬lemektedir. Fotoperiyodizm, bitkilerin yayılış alanlarını sınırlayan bir fak¬tördür. Bitkiler normal gelişmelerini gerçekleştirmek için günde belirli bir süre ışığa ihtiyaç duyar. Işık alma süresine göre bitkiler; uzun gün bitkileri, kısa gün bitkileri ve nötr bitkiler olarak gruplandırılır.
Uzun gün(C3 bitkileri: Gündüzün (ışık alma süresinin) geceye oranla daha uzun olduğu günlerde, genellikle ilkbahar ve yaz aylarında çi-çeklenen bitkilerdir.
Uzun gün bitkilerinin çiçeklenebilmesi için, günde en az 12-14 saat ışık alma süresine ihtiyacı vardır. Ekvator'dan uzak bölgelerde yaşayan bit¬ki türleri genellikle uzun gün bitkileridir. Bu bölgelerde yetişen kültür bitkileri, yalnız gün ışığının yoğun olduğu yaz mevsiminde çiçeklenir. Aksi durumda çiçeklenme gecikir. Uzun gün bitkilerine örnek olarak ar¬pa, buğday, dere otu, şeker pancarı, turp, çavdar ve ıspanak verilebilir.
Kısa gün(C4 bitkileri: Gecenin gündüzden daha uzun olduğu mev¬simlerde çiçek açıp gelişen bitkilerdir. Çilek, sütleğen, kazayağı, so¬ya fasulyesi, tütün, patates ve kasımpatı gibi bitkiler, kısa gün bitki¬lerine örnektir.
Nötr gün bitkileri: Gün uzunluğundan etkilenmeyen bitki türlerin denir. Bu bitkilerde çimlenme fotoperiyottan(gündüz uzunluğu) etkilenmez. Bu nedenle nötr gün bitkileri, uzun gün ve kısa gün bitkile¬rinden daha avantajlıdır. Pamuk, tütün ve ayçiçeği nötr gün bitkile¬rine örnek olarak verilebilir
|